Dünyanın En Kibirli Hayvanı

Acaba Nedir Nedir?

Bana bu dalgın bir anımda sorulmuş olsaydı, şüphesiz Kedi derim! Neden mi? Kibirden.

Çok net değil mi? Koca koca binaların arasında yaşıyoruz. Çıkın bir balkona bakın bakalım. O koca koca gökdelenleri hangi kibirli hayvan yapmış? Hangi kibirli hayvan kendini dünyanın efendisi sanır? İnsan insan. 

Tüm dünya kendinin sanır insan. O topraklar üzerine devletler kurar. Çit çeker ve der ki: “Ahanda bura benim!”. BOK SENİN!

Sen burada sadece bir tapulu işgalcisin! 

Senin o konduğun ev, senin ikâmet ettiğin o sokaklar, tonla hayvanın rızkının yetiştiği yerdi. Küçük yuvasını yaptığı bir yerdi. Artık orada sadece sen varsın. Ve yarın da, sana kendini iyi hissettiren güzel çocukların olacak. Oraya sığmadığında da onlar başka yerleri talan edecek.

Ha işin kötüsü, insan türünün büyük bir çoğunluğu, bu talancılara kölelik yapmak için dünyaya geliyor. İşverenlerimizden sigorta dileniyoruz. Tabii kimisi oyunu kuralına göre oynuyor ve hakkını veriyor olsa da, yine ahlak, kural tanımayan koca bir çoğunluk var. Çünkü o oraya çalışmış gelmiş! Çünkü onun  dedesi çalışıp dişiynen tırnağıynan kazımış da gelmiş oraya.

Yavaş Gel

Yanlış anlaşılmasın, amacım insanlara ve kazançlarına küfürler savurmak değil. Veya “ulaşamadığım ciğere çiğ demek” değil. Nitekim ben bir mühendisim. Yoksul bir işçi çocuğu veya açlıkla büyümüş, eziyetler çekmiş bir insan değilim. Elbet hepimizin kendine göre bir mücadelesi var. Maksadım “büyük yerlere” gelmiş insanların emeğine dil uzatmak da değil.

Ancak kapitalist görüşlere ve olağanüstü ticaret özgürlüğüne bir göz atacak olursak, bu işin hastalıklı bir noktası var. Bugün, İstanbul’un herhangi bir yerine küçük bir yemek lokantası açın bakalım. Çok güzel et yapın, patates yapın satın. Tıpkı bir zamanlar McDonalds’ın yaptığı gibi. Onlarla birebir aynı yolu izleseniz bile, asla ve asla McDonalds gibi başarılı olamazsınız. Çünkü “YA-PIL-DI”. Dükkanınızı iyi bir yere açmışsanız, burnunuzun dibinde mutlaka bir McDonalds vardır.  Ve tıpkı evrendeki çarşaf-küre tasviri gibi, onların reklam bütçesi ve isim gücü, sizin yemek şirketini çökertecektir.

Neticede, McDonalds sizden ÇOK daha başarılı olacaktır. Eğer şunu demek istiyorsanız: “O da eninde sonunda batar, böyle girintili çıkıntılıdır bu sistem.”, kusura bakmayın ama, Polyana’yı üzersiniz. Gerçekçi olmak gerekirse, tıpkı BitCoin değeri gibi, bu sistemde başarılı olmak her zaman biraz daha zorlaşmakta.

Tüm komplo teorilerinde (bu kelimeyi bu anlamda kullanmak istemiyorum pek), söylendiği gibi, dünyanın mal varlığının yüzde bilmem kaçı 10 kişinin elinde. Ne bekliyordunuz? Tabii ki öyle olacak.

Kibirle Ne Alâkası Var?

Doğru, asıl konudan uzaklaşmış gibi olduk. Ancak bunun tam tersi, çok uzun süre önce, ticaretin vesile olduğu paranın icadından binlerce yıl sonra, bu düzenin bu yolu izlemesi, tüketim kültürünü oluşturmuştur. Lüksü oluşturmuştur. Gerçi lüks, eski zamanlarda da varsa da, bu dönemki göz döndürücü noktasına ulaşmıştır.

Eskiden etinden faydalanmak için, soğuktan korunacak ürünler elde etmek için, hayatta kalmak için öldüren insan, bugün, millete gösteriş yapmak için fahiş fiyatlarla satılan kürkleri üretmek için, döve döve hayvan öldürmektedir! Kürkü sağlam olsun diye!!

Hiç köy tavuğu yediniz mi bilemem, ama kasaplarda tavuk diye satılan hormonlu civcivler, köy tavuğunun suyunun bile yanından geçemez.

Burada asıl değindiğim konu, “Nerede o eski lezzetler..” değil.

Geçtiğimiz Durak

Zaman ile birlikte sürekli değişen ve genelde gelişen kültürümüz, henüz son noktasına varmış değil. Tıpkı tüm biyolojik organizmalar gibi, biz de bir gün “Ölümü Tadacağız”. Bireysel olarak değil, tür olarak. Sonsuz olmayan ney bitmeyecektir ki?

Bugün geldiğimiz noktada, yeni doğan bir çocuğa öğretilen öğretileri bir gözden geçirelim.

Her şey İnsan İçin!

Elbette tabii Canım. Her şey senin için. Mesela her şey bir at için olabilir mi? At için olan şey ottur. Eğer bu lafı, anlayabilen bir ata söyleseniz, size kuyruğuna yakın bir bölgesiyle gülerdi muhtemelen. Ama atlar, senin kadar iyi bir analitik zekaya sahip olmadığı için, senin evcilleştirip, faytona bağlayıp millete nostalji yaşatıp para kazanman yolunda ÇATLAYARAK can veriyor! Binmeyelim şu faytonlara! Ya adam gibi, yani doğru düzgün, tek derdi 5 kuruş kâr etmek olmayan kuruluşlar olsun, ya da hiç binmeyelim!

İnsan, beyninin analitik düşünme yeteneği en gelişmiş hayvandır. En azından Homo Sapiens öyle. Diğer insan türleri bildiğimiz kadarıyla anca mağaraya bişeyler çizebiliyor ya da el işi yapabiliyordu. Dandik aletler yapabiliyordu.

Bizim türümüz, potansiyelini kinetik enerjiye dönüştürüp, bugün bilgisayar gibi muhteşem bir aletin yapımına öncülük eden tür oldu.

Tüm bunların sonucu olarak, tıpkı etrafında hizmetçiler dönüp dolaşan bir köşk çocuğu gibi şımarık bir çocuğa dönüştük. “Onu da istirem, bunu da istirem.”. Bu öyle bir noktaya geldi ki, başlıkta yazan “hayvan” kelimesinden dolayı, kendinin hayvan olduğunu kabul etmeyen insan türünün büyük bir kısmı, bu yazıyı okurken rahatsız olacaktır. Hayvansın kardeşim. Bitki misin? Mantar mısın? Siyanobakteri misin? Yok İnsan ayrı bir tür. Oldu.

Bu konuda, şöyle çok güzel bir örnek vardı: “Eğer Evrim Ağacı’nı atlar çıkarmış olsaydı, diğer atlar, eşeklerle akraba olabileceğini asla kabul etmezdi. Niçin at gibi güzel ve asil bir hayvan, eşeklerle akraba olsun ki, mümkün mü öyle saçma şey?” Sen de hakaret olarak “Maymun!” dediğin için, gerçekler suratına tokat gibi, senin o hayvana benzerliğini en ilkel şekilde bile vursa da kabul edemiyorsun.

Bir Sonraki Durak: Küresel Isınma

Next Station: Global Warming

Yazının başında bahsettiğim tüketim kültürünün, kâr hırsının ve özelleşmenin ortaya çıkardığı en üzücü sonuçlardan biri de, biyolojik yıkımdır. Bugün insan türü, dinozorların zamanında ortaya çıkan yıkımdan 6 kat daha fazla yıkıma sebep olmuştur tür yok etme bakımından. Ve bu sadece şimdilik. Bu sayı, artarak artan bir sayıdır.

20. Yüzyıl denen büyük felaket, dünyadaki canlılığa bir meteordan daha çok zarar vermiştir ve vermektedir. Kontrolsüz gelişme ve büyüme, insanların sebep olabileceği yıkımları fark etmeden gelişmesi, yarın bu türün yıkımına sebep olacaktır. Çünkü ucu eninde sonunda bize dokunacak olan yıkım hâlâ sürmektedir.

Hayat Kurtaran Mavi Kapaklar

Bireysel olarak geri dönüşümü etkin kullanmak, doğaya plastik şişe çöpü bırakmamak, zaman zaman hepimizin içinden gelmektedir. Bu güzel bir şeydir de. Ben de bir çok zaman buna dikkat ederim. Ancak elbette bu YETERSİZDİR. Çünkü, koca koca fabrikalar, istikrarlı olarak atıklarını, bizim altından değerli sularımıza akıtılmaktadır. Topraklarımızı bok etmektedir. Nefes aldığımız havayı mahveden, karbon salınımını bu düzeye çıkaran, sıktığımız deodorantların, çıkardığımız gazların yanısıra, araba egsozlarının, filtresiz fabrika bacalarının ta kendisidir!

Bu yüzden, aslında bunları kontrol altına alma yolu, çevreye duyarlı, kâr için “Aman nolcak yea” mantığını yıkmaktan geçiyor! Varsın daha az zengin bir iş adamı ol.

Ben bunları söylerken, bir an önce haydi Sosyalizm’i kuralım gibi bir propoganda yapmıyorum. Hatta, Sovyetler Birliği döneminde de, doğaya hatrı sayılır bir özen gösterildiğini bilmiyorum. Yanlışsam aydınlatmanızı isterim. Herhangi bir ekonomik sistemde de, kuruluşların veya devlet denen örgütlerin bunun önüne geçebilmesi mümkündür. Tabi bu sadece küresel yıkım için geçerlidir.

Bununla ilgili girişimler de vardır. Green Peace gibi doğayı ve türleri korumaya yönelik çalışmalar yapan örgütler vardır. Paris Antlaşması’nı da biliyoruz ancak, geçtiğimiz günlerde, ABD, bu antlaşmadan ayrılacağını bildirdi. Çünkü kârlı değil.

Yok Oluş, Hattımızın Son İstasyonudur. İnin.

Yaşamı ölümüne seven bir tür olarak, bunu kabullenmemiz imkansız gibidir. Nasılsa uzaya koloni kurarız deriz ancak, o kadar vaktimiz yok. Teknolojimiz de, bunu ufukta göremeyecek kadar az gelişmiş. Hem nereye gidersek gidelim, arkamızdaki bizimle gelecektir. Dolayısıyla, kaynak olarak biz kendimizi düzeltmek zorundayız. Evini koruyamayan insan nasıl gideceği yeri korusun?

Denizini, toprağını, havasını koruyamayan bir tür, yok ettiği diğer tonla tür gibi eninde sonunda kendisi de yok olacaktır. Hem de sandığından çok kısa bir süre sonra. Biz ise, hâlâ siyasi, ideolojik, dini fikirlerimiz için silahlar geliştiriyoruz. Birbirimizi kesip, savaşlara seviniyoruz. Yapmayın dostlar, vermemiz gereken savaş bu değil. Yaşadığımız yeri temiz tutmak zorundayız.

Üzgün Maymun

Memeli ve Omurgalı olduğu halde, hayvan olduğunu bile kabul edemeyen, maymun türü olduğunu küfür ederek şiddetle reddeden bu maymun türü, tarihinin en büyük yok oluşunun başlamakta olduğunun farkında. Umuyorum ki bu bilinçlenme, bu varoluşun korumak için kitlesel olarak yayılır ve insanlar uçurumun kenarından dönebilir. Ancak, “Küresel Isınmaya inanmıyorum, uydurma.” diyen, troll amaçlı ortaya atılmış “Dünya Düzdür” ifadesini kitleler halinde kabul eden bu tür, sanmıyorum ki bunu yok olmadan fark etsin.

Dünya bir evdir. Biz de kiracılarız. Ev sahibimiz bizi, dinozorlara yaptığı gibi evden kovduğunda bu kibirli maymun, kendisinin bir Tanrı olmadığını anlayacak!

Sevgiler.

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

Create a free website or blog at WordPress.com.

Up ↑

%d bloggers like this: